kafam karışık bakın yine.

olum üzmeyiniz birbirinizi, ne gerenk var. tamam geçerli sebepler falan filan.. ne biliyim. eğlenelim işte. tamam biraz abartıyor olabilirim ama 45 yaşıma gelmeden öleceğim. Ee o zaman neden kıralım bir birimizi ben bundan sonra kimseyi kırmıyorum. kırdığım yıktığım insanlardan özür diliyorum.. dersler bahsi vardı birde. onları da sallamıyorum salıya kadar. salı günkü sonuçlara göre okulu falan bırakıp doğada yaşayabilirim. hastanede falan ölmek istemiyorum sonuçta. sevelim sevişelim. meraba yeniden.

Flaş tivideki şişman adam hala yaşıyor ben gördüm zayıflamış biraz sigarayı da bırakmış-sigarayı bırakan bir adam nasıl zayıflar düşünmedim değil ama sormadım- seçimlere küfrediyordu en son. Ya da artık ben de yaşamıyorum ölünce gidilen çukurdayımdır
Anonymous

six feet under diyelim o zaman. flaş tivi adamın vefatını duyurmuştu. zaman gazetesinde de haberi vardı. baya eminim yani.

gelecek planları

kadınların datasheet denen pdf leri olsa da… dene yanıl mühendis olunmuyor malum. ee ben de bi edison değilim.
gidip sokaklara tükürecem.son iki sınav sıkıyorum dişleri. gidip adam bıçaklasam. yahut ezanı okuyan hoca ile indie grubu kursak. ya da ne bileyim hiç olmadı “simitçi yeağ-tazkevrek tazkevrek…” diyerek simit satsam da kafam dağılsa.

vallahi az kaldı bi fayt kılap kurucam.
önce kendime sonra size dalacam.
öğrenciye ev vermeyenlere acımıycam.
birer birer bombalıycam.

iki milyara telefon alacam, onikinci kattan atıcam.
soranlara seymen ağa mod on diycem
onbeş kişiye saldırcam, vurup vurup saymıycam.
ya siz beni sikin yada ben hepinizi sikicem.

az kaldı vallahi az.

hiç ağlamayan ben, bütün gece ağladım. farklı farklı rüyalar falan gördüm ama hep ağladım. ama çok rahatladığımı hissettim. ulan ben neden ağlamıyorum ki. adam gibi ağlasam bişeyim kalmayacak belki de.

yeşil organik doğal ve doğa dolu apartmanlar rezidanslar ve reklamlar. hepsi zenginlere. biz garibanlara mokoko bize ne sizin sikik evlerinizden. kentsel dönüşümün anasını siksinler. göz zevkinizi mi bozuyoruz.zenginsiniz diye haklı olacaksınız diye bir kaide yok. bir avuç sikik milleti yönetiyorsunuz . paranızla götümü bile silmem ben. sonra da allahtan bahsediyorsunuz ya. beni en çok çeken o işte. ne hizmetiniz var allahaşkına. 

Che’nin Çantasından Çıkan İsrailli Askerin Günlüğünden Bir Gün (Olmayan Zamanlarda)

Koşmalı yakalamalı günlerden biri yine önümüze koyduk üç-beş Filistinli çocuk. Masum ve mazlumlar biliyoruz ama çaresiziz işte tanrı çoktan lanetlemiş bizi. Gidip bir iki Filistinli çocuğu, boktan ve acı dolu dünyalarından kurtarsak diye öldürüyoruz.

 

Neyse, kötü bir şey yaptığımızı düşünmüyoruz ama bir grubun anlam veremediğimiz suçlamalarına maruz bırakılıyoruz. İşte Gazze sokakları böyle karışık.

 

Geçen yine stephen abi ile oturuyoruz. O bizden biraz daha kıdemli. Üniversite, yüksek lisans felan derken anca gelmiş vatan borcunu ödemeye. Saçı felan hep dökmüş bildiğin kel. O anlatıyor.

 

-          babaannem polonya’dan kurtulan sayılı insanlardan. Vaktinde dediydi. “karadeniz’in güney kıyısından uzun boylu bıyıklı bir adam çıkacak. O, bu bıyıklıdan çok daha korkunç acılar verecek size. Üzerinize beddualar, kara büyüler edecek. Yıldırımlar, felaketler, açlıklar ve acılar getirecek. Gücünü toplaması zaman alacak ama çok şiddetli bir şekilde gelecek. Karadeniz ile akdeniz’in ortasından başlayan alev, tüm dünya ya yayılacak. Bütün Yahudileri ve İsrail topraklarını yakacak. Güçlendirmeyin oğlum onu emi? Dikkat edin.” Ne demek istedi bilmiyorum ama arada bir aklıma gelir, korkarım işte. Yalvarırım yaradan koru diye…

 

İşte bu muhabbetin korkusu ile uyumaya çalışıyorum. Cümleleri zar sor toparlıyorum. Uyku vakti çoktan gelmiş.

 

Anlaşılamayan Sükut

bohem bir çakmak alevi ile sigara yakan bir kız vardı. ne ayıklığı ne de sarhoşluğu çekilen bir adam da vardı.gayri ihtiyari bir goygoyun orta yerinde tavuk boğazladılar ve malumu baki bir muhabbete başladılar. her gün cenk. öyle böyle sıradan da değil hani. bahsi tehlikeli fikr-i meydan meydan muharabesi. cem-i cümle ben-i ademin bildiği üzre kazananı olmadı. yetmiyor işte doymuyor insan. cenk, ezelden ebede uzayan bir hal almaktaydı. dediler ama duymadılar. “yapma bunu bana.” nasıl sukuttur bu yahu. toprak altından bir cengaver yer yüzüne zuhur etti sandık. ama tecellileri ancak bir paket camel’ı 2 lira düşürmeye yetti…(gerilimli)

kaygılar ve üslup, aralarında başlayan muhabbete niyetli baltalar savuruyordu. yağmur da yağıyordu. şehirler de değişiyordu. mesafeler yeni meydanlara sebep oluyordu. cepheler büyüyordu. cenk alevleniyordu. arada bir de lağımcılar yer tesbiti için yeryüzüne çıkıyordu. davalar mahkemeler ve muhakemeler… ardından yasalar, onu icad edenleri, hakk’a tabi idarecileri ve adaletsizlik ve mülksüzlük. peşinden yine yağmur.

ritim de düştü. ritüel ve inanışlar. bir ibadet (-ki tanrısı yok). tevaffuk bekleyen inançlılar ve tesadüfleri. tabiki ritüeller. hangimiz tanrıyız? hangimiz pür-ü pak inançlıyız. isim verin biat edelim. cenk edelim uğruna. inkaları görmezden gelmeyelim. yalvaralım onlara öğretsinler bize de. çocuklarımızı ve tanıdıklarımızı, analog hayatlarımızı programlayalım.

yeter! cenk yeter! etmeyelim artık. savaşını görmeyelim görmezden gelelim. “salatalık ekelim ve 7. kattan sarkıtalım.” diyemiyorum. dil varmıyor ama sulh güzel. sevelim sevişelim. baharı kovalıyalım. portakalları sevelim. her bir dilim portakal ayrı bir tefekkür gerektiriyor. bişuur benliğimize hakim olalım. eğmeyelim boyun.

PORTAKAL
Ben-i adem aciz, muhtaç ve aç.
Biliyoruz aranan o muazzam ağaç.
Değil belki de bir ihtiyaç,
Mutlululuğa, mutlağa ilaç.

Beşerin şuuru kayıp, bedenler şaşkın,
Beklenen bir dilim portakal. Sabırlar taşkın.
Geldi. Evet geldi. aranan o malumat.
Onun adı portakal. İhtiyacıdır aşkın.

(merak edenler için)http://spoqly.tumblr.com/post/43519053847/portakal-bahar-evinden-ayr-l-r-portakal-almaya